Bu yazı, bloğumda yazdığım birçok yazımın aksi yönünde çok daha geniş çapta kendimle sohbet edeceğim bir deneme havasında hissettirecektir. Girizgahtan da anlaşılabilir bu değil mi? Bu karar tamamıyla kendi isteğim üzerine alınmıştır. İlkokuldayken hiç unutmam, okuma günleri olurdu. Sınıfımızın da bir kütüphanesi vardı, orada Damla yayınevi olması lazım -bu husus çok da önemli değil sadece... Okumaya Devam et →
Albüm Dinler Miydiniz?
Bugün sizi oldukça meraklandıracak ve düşünmeye itecek kısa bir sorum var: En son ne zaman bir şarkıyı albümle beraber bir bütün halinde dinlediniz? Günlük hızlı yaşantımız içerisinde market ürünlerini tüketmek haricinde birçok kültürel ürün de tüketmeye bugünlerde epey bir merak sardık, metrolarda izlemiş olmak ve uzun yolculuğun can sıkıntısını gidermek için Netflix izliyoruz- buna film... Okumaya Devam et →
Sürdürebilirlik Hakkında Bir Mukabele
Bir takım bilim adamının öne sürdüğü ortak görüşe göre, İnsanlığın son 300 yıldaki Dünya üzerindeki etkisiyle beraber Antroposen adını verdiğimiz ve uyum sağlama ilişkilerinde rollerin değiştiği bir döneme girdiğimiz söyleniyor. Böylesi bir dönemde İnsanlığın doğaya uyum sağladığı sürecin tam aksine roller değişmiş bulunmakta dünya insanlığa uyum sağlamaktadır, buna dair varsayımlarının kanıtlarını da küresel ısınma ve... Okumaya Devam et →
Firmitas, Utilitas, Venustas
Suzanne Langer’ın zamanında belirttiği üzere: ‘’Mimarlık, bütün bir çevrenin görünür kılınmış biçimidir.’’ söz gelimi mimarlık, sonsuz hacimdeki elimizde bulunan doğa kümesini sınırlı bir hacimdeki bir forma kavuşturup insanoğluna sunmaktır. Mühendis düşünme tarzımla izah edebileceğim şekilde: Vitruvius’un yüzyıllar önce bize sunduğu denklem olan işlevsellik (Utilitas), Firmitas (Sağlamlık) ve Venustas (Güzellik) bileşenlerinin toplamı, yüzyıllardır vakti zamanında Le... Okumaya Devam et →
Bir Söz
-''Nereye hemşerim?'' 'Nereden hemşeri oluyoruz?' diye düşündü esmer genç. ''Hemşeri olsak yolumu keser miydin?' ''Fen fakültesi,'' dedi; sonra, sanki hangi şehirde olduğunu unutmuş gibi, '' Ankara Fen Fakültesi'' diye tekrarladı. ''Evet burası, ne olmuş?'' Delikanlı buruşuk yakasını ceketinin içine soktu: Giriş sınavı gibi bir söz mırıldandı, başını kaldırıp baktı. Kapıyı tutan koyu renkli engel, yetkili... Okumaya Devam et →
Zamanın Ardından…
...En azından üç dil bileceksinEn azından üç dildeAna avrat dümdüz gideceksinEn azından üç dilÇünkü sen tarih ne coğrafyaNe şusun ne busunOğlum MernuşSen Otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun3 DİL- Bedri Rahmi Eyüboğlu ...BatılılarBilmedenAltı oğlunu yuttuğunuzBir babanın yedinci oğluyum benGömülmek istiyorum buraya hiç değişmedenBabam öldü acılarından kardeşleriminRuhunu üzmek istemem babamınGömün beni değiştirmedenDoğulu olarak ölmek istiyorum benSizin bir... Okumaya Devam et →
Tutuştur elime kamerayı
Uzun zamandır bir şeyler yazmak ve buraları da boş bırakmak istemesem de herhangi bir eleştirisi yazamadım ancak buraları sahipsiz bırakmak beni pek bir rahatsız etti. Eleştirilerim kişisel olup bir yandan da en çok beni alakadar etse bugün biraz daha kişisel şeyler yazmak istiyorum buraya tabii ki çektiğim fotoğraflardan birkaç parça paylaşarak bunu yapıcam. Birazcık mimari... Okumaya Devam et →
Şu Fotoğrafçılık Dediğimiz Şey
Evvelsi günlerden birinde yine arkadaşıma çektiğim fotoğrafları gösterirken bana bu fotoğrafı nereden çektin diye bir soru yöneltmişti. Ben de ona bu attığımla aynı yerde aynı gün çektim sadece çekilme vakitleri farklı biri gün batımından 1-2 saat önce diğeri gün batımında demiştim. O da bana bu duygu seni hiç şaşırtmıyor bu diye sormuştu neyi kastettiğini anlamadığımı... Okumaya Devam et →
Bitmeyen Hollywood Sevdası
Stranger Things 3.sezon kendi adıma konuşmam gerekirse büyük hayal kırıklıklarıyla doluydu. Tamamıyla artık tekdüzeleşmiş sıralı hikaye ilerleyişinden çıkamayan dizi kendini 3.sezonuyla tekrar etmeye devam ediyor. Ayrıca klasikleşmiş Hollywood kaynaklarını da kullanan dizi tekrarın dibine vurma konusunda 3.sezonuyla zirve yapıyor ancak iyi yaptıkları şeyler de elbette var ki onlara da değineceğiz. Yazıda ilk iki sezona elbette... Okumaya Devam et →
Bir Zevk Meselesi…
İtfaiyecilerin bir şeyleri söndürmek yerine yakmaktan zevk aldığı, insanların evlenip eşlerini kaybettikten sonra tekrar tekrar evlendikleri, çocukları kafa şişiren baş belaları olarak görüp televizyon başlarına oturttukları, evlerin yanmadığı bir dünya sunuyor bize. Peki bu günler sandığımızdan da yakın olabilir mi bize? '' Yakmak bir zevkti. '' Bu ilgi çekici cümleler ile başlıyor eser ilk kafamızda... Okumaya Devam et →