Tutuştur elime kamerayı

Uzun zamandır bir şeyler yazmak ve buraları da boş bırakmak istemesem de herhangi bir eleştirisi yazamadım ancak buraları sahipsiz bırakmak beni pek bir rahatsız etti. Eleştirilerim kişisel olup bir yandan da en çok beni alakadar etse bugün biraz daha kişisel şeyler yazmak istiyorum buraya tabii ki çektiğim fotoğraflardan birkaç parça paylaşarak bunu yapıcam. Birazcık mimari merakım ve fotoğrafçılıkta bunu nasıl kullanmaya çalıştığımdan ve hissettiklerimden bahsetmek istiyorum.

Tabii ki İstanbul üzerinde en sevdiğim, her önünden geçişinde aşık olduğum yapının kendi ellerimle çektiğim bir fotoğrafı buraya atmayarak başlamak gibi bir durum söz konusu olamazdı. Barok dönem eseri nacizane Dolmabahçe Camii. Bana Avrupadaki herhangi bir esere baktığımı hissettiren tam anlamda Batılı tarzda bir yapı kendisi.

Bu fotoğrafın anlamı benim için kişisel olarak önemli ama onu sona saklamak istiyorum. Sultanahmet Çeşmesi ve Ayasofya Camii bir kare iki büyük medeniyet demek istiyorum öncelikle ama anlatılacak azından çok fazlası var burada. Aya Sofya orjinal dilinde ”kutsal bilgelik” anlamına geliyor ve ilk başta aslında 347 yılında Konstantin tarafından yaptırılıyor ancak büyük bir yangında 404 yılında kül oluyor. Ardından İmparator Justinyen asıl bu gördüğünüz büyük yapıyı 532-552 yılları arasında 20 yıllık bir süre zarfında yaptırtıyor. Hatta imparator Justinyen’in rivayetlere göre inşaattan sonra böyle büyük bir yapıda bir hristiyan olarak ibadet edebildiği için tanrıya dua ettiği ve Kudüs’te bulunan Süleyman mabedini kastederek ”Seni geçtim ey Süleyman” diye bağırdığı bile söyleniyor. Sultanahmet çeşmesi ise 3.Ahmet tarafından aynı konumda bulunan Bizans Çeşmesi Perayton yerine yaptırtılıyor. Bu çeşmenin bir kardeşi daha var onun da adı 3.Ahmet Çeşmesi Üsküdar’da Mihriman Sultan Camii’nin hemen önünde bulunan çeşme bunun üzerine aslında itiraf etmem gerekirse benim gözümde Kız Kulesi yerine Üsküdar’ın gerçek simgesi olan yapıdır. Ne zaman Üsküdar’ı düşünsem Kız Kulesi’nden önce o çeşme benim aklıma gelir. Ayrıca kişisel olarak yine bahsetmem gerekirse bu fotoğrafta bulunan Sultanahmet Çeşmesi’nin başka bir Bizans yapısı yerine yapılması beni açıkçası biraz üzüyor çünkü tarihten bir parçanın eksildiğini hissediyorum yapbozun bir parçası sanki yok keşke o çeşme dursaydı ve bu çeşme daha farklı bir konuma yapılsaydı demeden edemiyorum. Sona sakladığım benim için güzelliği ise, her ne kadar bu poz alttaki boşluklardan çok tatmin etmese de, uzun çabalarım sonucunda bu çeşmeyi iyi bir yerden güzel bir açıyla tamamen çekebilmem olmuştur. 28mm gibi bir açı yerine keşke 50mm gibi bir açı elimde olsaydı da çok daha iyi bir çekim yapabilseydim. Fotoğraf Canon a1 kodak colorplus 200 film birlikteliği ile çekilmiştir evet birlikteliğiyle çünkü film ve analog kamera ayrılamaz ikililer.

Osmanlı’nın İstanbul’a bıraktığı sayısız eser malumumuz hepimizin bunların çok büyük bir çoğunluğu da büyük insanların, devlet adamlarının sadaka-i cariye niyetine yaptırdığı çeşmeler ve camiler olsa gerek. İyi ki yaptırmışlar nicelere el, yordam uzatmışlar hem de bizlere bu kültürel mirası bırakmışlar izlemesi bile oldukça keyifli.

Süleymaniye Camiisi’ne gitmeye kafamı koyduğumda planımı yapmıştım bile Rüstem Paşa Camiisi’nden yukarı çıkacak ve ara sokakları keşfede keşfede Kanuni’nin o büyük yapısına ayak basacaktım. Her ne kadar ara sokaklar insanımızın kirliliğinden pek keyifli bir deneyim olmasa da insanları görmek, deneyimlemek her zaman özel bir deneyim. Şunu öncelikle söylemeyelim ki Camii öyle bir konumdaki ”7 Cihan 3 İklimi” elleriyle yöneten büyük Süleyman’a ancak böyle bir Camii yakışırdı tarihi yarımadayı elinizi koymuş gibi her yerini kolaylıkla görebiliyorsunuz. Klasik Osmanlı Mimarisi’nde benim her zaman dikkatimi çeken, Tarih hocamın da buna özellikle vurgusuyla, kubbeler ve onların yumuşak geçişleri olmuştur. Kubbeler o kadar yumuşak geçişli ve orantılı bir şekilde yukarı çıkıyor ki gözleriniz yorulmadan gerçekten hayran kalıyorsunuz. Ayrıca kemerlere ve detaylarına bayıldığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Bu arada Rüstem Paşa Camiisi ile ilgili ilginç bir anekdot, camii hemen Süleymaniye’nin altında küçücük bir şey kalıyor. Bunu Rüstem Paşa’nın kendisi her zaman Sultanın emrinde olduğunu vurgulayanlar olarak yorumlayanlar var. İçindeki çiniler bugün hala daha eşi benzeri olmayan türdedir.

Ve son olarak Mimar Sinan’ın muhteşem simetrisine ve benim onu taklit edişime bakar mısınız? Sizce eğer bu fotoğrafı görseydi beni çırak olarak alır mıydı?

Yorum bırakın

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın